Üyelik Girişi
Site Menüsü

Testis Kanseri

 \"

Testis kanseri


Testis kanseri çoğunlukla, sperm üreten hücrelerde başlar. Kanser ilk olarak testiste bezelye büyüklüğünde sert bir yumru olarak dikkat çeker. Bu yumru genellikle dokunulduğu zaman acımaz. Erken safhalarda başka belirti yoktur. Birçok erkek tümörü kendisi keşfeder. Ne kadar erken fark edilirse o kadar iyidir. Genellikle kanser sadece tek testisi etkiler.

Belirtiler

- Testiste yumru veya şişme;

- Muhtemelen bölgesel ağrı veya hassasiyet

- Testiste ağırlık hissi (bazen).

Testis kanseri genç erkeklerde, özellikle 15-35 yaşlarında ve siyah erkeklere kıyasla beyaz erkekler arasında daha çok görülür. Eğer testislerin biri veya her ikisi doğumda inmemişse, ileride her iki testis için de kanser riski daha büyüktür. Erken tespit edilerek tedavi edilirse, kanser genellikle iyileşebilir.

Teşhis

Kendi kendini muayene ile skrotum içindeki tümör veya başka bir oluşumun varlığı fark edilebilir. Böyle bir yumru fark ederseniz, acıyıp acımadığına bakmadan hemen doktora danışın. Teşhisi doğrulamak için ultrasonografi yapılabilir.

Testisteki bir tümör hemen her zaman habistir, ama tümörün varlığından emin olmak için doktor muayenesi gereklidir. Testisleri ve skrotumu etkileyen başka şartlarda da benzer yumrular ortaya çıkabilir. Epididimit, Hidrosel, Vanikosel ve Orşit gibi. Bunların bir kısmı da zararsızdır.

Testiste tümör varsa, ameliyatla çıkartılması şarttır. Tümör habis ise, vücudun başka yerlerine dağılıp dağılmadığını anlamak için, kan testleri, röntgen ve başka testler gerekir.

Testis kanseri teşhisi konulan erkeklerin yüzde 70 i tedaviden sonra 5 yıl veya daha fazla yaşarlar (5 yıl sağ kalma oranı). Ancak, bu geç safhada keşfedilmiş kanserleri de kapsamaktadır. Testis kanserlerinin en çok görülen türü olan seminom erken teşhis ve tedavi edilirse, hemen hemen bütün vakalarda iyileşebilir.

Tedavi-Ameliyat

Hasta testisin ameliyatla alınması gereklidir. Bu erkekliğin kaybedileceği anlamına gelmez, çünkü geride kalan sağlıklı testis vücudun normal cinsel ve hormon üretme işlevlerini yerine getirebilir. İki testis de kaybedilirse, kısırlık meydana çıkar. Ancak 3 haftada bir enjeksiyonla erkeklik hormonu verilerek gerekli olan normal cinsel işlev sağlanabilir.

 

TESTİS TÜMÖRLERİ 
 

Testis tümörleri genç erkeklerde en sık görülen solid tümörlerdir. Son yıllarda tedavide elde edilen mükemmel sonuçlar bu hastalık grubuna ilgiyi artırmıştır. Tedavinin başarılı olmasının nedenleri:
a-)Kemoterapi ve radyoterapiye duyarlı germ hücre kökenli olmaları,


b-) Spontan veya tedavi ile benign histolojik diferansiyasyon gösterebilmeleri,
c-) Tümör yayılımının sistematik yani tahmin edilebilir olması,

d-)  Yüksek büyüme hızlarının olması,
e-) Oldukça yararlı "marker"lara (tümör belirleyiciler) sahip olmaları,
f-) Hastaların kemoterapi veya radyoterapiyi tolere edebilecek yaş ve güçte olmaları şeklinde özetlenebilir. Testis tümörleri geniş bir hastalık grubu olmakla birlikte, burada özellikle germ hücreli tümörler üzerinde duracağız.

20-35 yaş arası erkeklerin lösemi bir kenara bırakılırsa en sık görülen tümörüdür. Aslında doğumdan ileri yaşlara dek her yaşta olabilmektedir. % 97\'si germ hücreli tümr, % 3\'ü ise germ hücreli olmayan tümörlerdir. Beyaz ırkta daha sıktır. İnmemiş testiste olduğu gibi sağda sola oranla daha sık görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde daha sık görülmekte ve gerçek insidansı her geçen gün artmaktadır. Çocuklarda daha çok "yolk sac" tümör görülmektedir. Yaşlara göre alt tiplerin sıklığı değişebilmektedir. Bilateral olma sıklığı % 1-4.3 olarak saptanmıştır ve bilateralite % 63 oranda 5 yıl içinde gelişmektedir. Testis tümörlü bir kişide karşı testiste tümör gelişme riski normal bir kişinin riskinin 700 katıdır. İnmemiş testiste tümör gelişme riski 50-150 kat fazladır, tek taraflı inmemiş testisi olanlarda normal inmiş tarafta da tümör gelişebilmektedir (ünilateral inmemiş testisli hastalarda gelişen testis tümörlerinin % 20\'si diğer taraftadır).

Testis tümörlerinin etyolojisinde travma, inmemiş testis (inmemiş testisler 1-2 yaşta indirilmeli,ancak zamanında indirilmesi tümör riskini ortadan kaldırmıyor), enfeksiyon, atrofi (konjenital veya enfeksiyona sekonder) sayılmaktadır. Germ hücreli tümörlerin etyolojisinde konjenital faktörlerin önemi büyük (inmemiş testis, gonadal disgenez gibi), ayrıca kimyasal karsinojenler, travma ve orşitin de testisin normal gelişim sürecinden sapmasına ve neoplastik karakter kazanmasına neden olduğu kabul edilmektedir. Testis tümörlü hastaların % 7-10\'unda inmemiş testis öyküsü vardır. İnmemiş testis anormal hücre morfolojisi, gonadal disgenez, artmış sıcaklık ve endokrin disfonksiyon ile testis tümörünün gelişimine etki edebiliyor. Annenin gebelikteki hormonal durumu da bebekte gonadal disgenez, inmemiş testis ve testis tümörü gelişiminde etkili.

Sınıflama:

Primer testis tümörlerini iki grupta inceleyebiliriz:


1. Germ hücreli olanlar (% 94-97),


2. Germ hücreli olmayanlar (% 3-6).


Germ hücreli tümörler daha sık görülmesi ve daha iyi bilinmesi nedeniyle testis tümörü denince akla gelen grup olmakta. Germ hücreli tümörler de Seminomatöz ve Nonseminomatöz diye iki alt grupta incelenmektedir. Germ hücreli tümörlerin sıklığı incelendiğinde seminomların en sık görülen tip olduğu anlaşılır.


1-) Seminom:

 % 34-55 sıklıkta
  Lenfatik yayılımlı

2-) Nonseminomatöz germ hücreli tümörler:

Embriyonal karsinom % 23-34 sıklıkta
  Lenfatik yayılımlı
Teratokarsinom % 09-32 sıklıkta
  Lenfatik yayılımlı
Teratom % 01-09 sıklıkta
  Lokal yayılımlı
Koryokarsinom % 01-04 sıklıkta
  Hematojen yayılımlı tümörler olarak özetlenebilir.


1-) Seminom:

En sık görülen tiptir, testis 10 kat büyüklüğe erişebilir. Alt tipleri vardır ancak önemli bulunmamaktadır. Lenfatik yayılan bir tümör. Hastaların % 5-10\'unda beta-hCG yüksek bulunabilir, ancak alfa-FP saf seminomda yükselmemesi gereken bir tümör belirleyicidir. Alfa-FP ve beta-hCG\'nin normal olduğu büyük grup hastada LDH, PlAP, Ferritin tümür belirleyici olarak kullanılabilir.

2-) Nonseminomatöz germ hücreli tümörler:

Bu grupta embriyonal karsinom, teratokarsinom, teratom, koryokarsinom ve endodermal sinüs tümörü (yolk sac) sayılmaktadır. NSGHT\'lerde % 70 alfa-FP, % 40-60 beta-hCG artmış olarak bulunur. % 84 oranında alfa-FP/beta-hCG yüksekken LDH/alfa-FP/beta-hCG % 96 oranında yüksek bulunur. [ Alfa-FP\'nin ilk 1 yaşta kanda bulunması normaldir, "yolk sac" kökenli olan bu glikoprotein 1 yaştan sonra normal sınırlar içine iner, t1/2\'si 5 gündür. Beta-hCG hCG\'in iki alt ünitesinden biridir (alfa alt ünitesi FSH, LH, TSH\'daki alfa ile aynıdır), sinsityotrofoblast kökenli olan hCG\'ye özgül kısım beta alt ünitesidir ve t1/2(beta-hCG) 1 saattir. LDH spesifik bir tümör belirleyici olmamakla birlikte diğer tümör belirleyicilerin yardımcı olmadığı durumlarda yararlı olabilmektedir. Tümör belirleyicileri yorumlarken ilk değerden düşüş hızları göz önüne alınmalıdır, LH\'sı yüksek olan hastalarda özellikle beta-hCG\'ye bakılmazsa yanlış sonuç alınabileceği akılda tutulmalıdır. Alfa-FP\'nin karaciğer hastalıkları ve hepatitte de yükselebileceği bilinmelidir. Orşiektomi sonrası tümör belirleyicilerin normale dönmesinin mikroskopik metastaz olmadığı anlamına gelmediği bilinmelidir. ]


a-) Embriyonal hücreli karsinom:

Seminomdan daha küçüktür, asimetriktir. Erken metastaz yapabilmesi ve metastazlarının başka hücre tiplerini de içerebilmesi özellikleri nedeniyle önemlidir. Testis tümörünün embriyonal hücreli karsinom olması ya da içinde embriyonal hücreli karsinom bileşeninin bulunması prognozun daha kötü olabileceğini gösteren bir bulgudur.
Teratom ve teratokarsinom: Teratom klasik olarak 2 veya 3 germ yaprağından parçalar içeren tümöral yapıdır. Teratomda yapı kistik ise daha benign seyirli olabileceği düşünülür. Genellikle saf teratom daha az sıklıktadır ve sık bulunan şekli teratokarsinomdur (= teratom + embriyonal karsinom).


b-) Koryokarsinom:

Genellikle küçük tümörler olarak bulunur, ancak metastaz potansiyeli çok yüksektir ve hematojen yayılıma yatkındırlar. Sitotrofoblast ve sinsityotrofoblast içerirler. Sinsityotrofoblast genelde hakim olan yapıdır ve koryokarsinomun hematojen yayılımına zemin hazırlayan damarlara invazyon, hemoraji özellikleri bu bileşenin özellikleridir. Koryokarsinom da sıklıkla saf olarak bulunmayıp diğer tümör tipleriyle birlikte izlenir.


c-) "Yolk sac" tümörü (endodermal sinüs tümörü):

Nadirdir, genelde çocuklarda izlenir. Çocuklardaki bu tümör infantil embriyonal karsinom, orşidoblastom, prepubertal testisin embriyonal karsinomu diye de bilinir. Erişkinde saf "yolk sac" tümörün olmadığı kabul edilir, ancak erişkin testis tümörlerinde % 38 oranında "yolk sac" bileşeni vardır fakat bu bileşenin baskın olduğu grup sadece % 10 düzeyindedir.


d-) Mikst germ hücreli tümörler:

Testis tümörlerinin 1/4\'ü miksttir. En sık şekli teratokarsinomdur (= teratom + embriyonal karsinom) ve teratokarsinom da % 64 sıklıkta seminomatöz elemanlar içerir. Mikst tümörlerde davranışı, en kötü bileşen belirler. Germ hücreli olmayan tümörler nadir görülürler ve birkaç alt grupta incelenirler. Gonadal stromal tümörler (androblastom) ilk gruptur, Leydig hücreli tümör ve Sertoli hücreli tümör bu grupta yer alır. Dişideki eşdeğerlerinden bazen ayrılamaz (jino-androblastom). Somatik tümörler seks kord mezankimal tümörler olarak da bilinir. Kord elemanlarının (mezankimal kökenli) tümörleri bu gruptadır. Mikst germ hücreli olan + germ hücreli olmayan tümörler, gonadoblastom diye de bilinir. Genellikle disgenetik gonadların hastalığıdır ve sıklıkla interseks hastalarda görülür.
Testisin malign lenfoması primer veya sekonder olabilir, 50 yaş üzeri testis tümörlerinin ikinci sıklıktaki tümörüdür. Özellikle 60-80 yaş hastalarda sık görülür, tek veya iki taraflı olabilir. Testisin sekonder (metastatik) tümörleri tüm testis tümörlerinin % 1\'inden azını oluşturur (prostat, bronş, barsak,... kökenli).

Klinik, Tanı:

En önemli semptom testiste ağrısız büyümedir, bu semptom % 65 hastada vardır. İnmemiş testisli hastada ilk semptom karın ağrısı olabilir. Hastaların % 5-10\'unda hidrosel olabilir. Bazen hastalar metastazlara bağlı bulgular için incelenirken tanı alabilirler (karında kitle, üriner obstrüksiyon, akciğer lezyonları, jinekomasti (hCG yüksekliğine bağlı) gibi).

Tanı: Testis içindeki kitle aksi kanıtlanana dek testis tümörü kabul edilmelidir. İki elle yapılan muayenede kitlenin testis içi/dışı olduğu araştırılır. Transillüminasyon yapılabilir. Günümüzde skrotal ultrasonografi çok yararlı bir tanı yöntemi ve aynı zamanda hidrosel gibi testisi incelemeyi engelleyen durumlarda daha da yararlı bir araçtır. Testis içi kitle saptandığında yapılacak işlem cerrahi eksplorasyondur (mutlaka inguinal yaklaşımla). İnguinal olarak yapılan bu eksplorasyonda kord tanımlanıp ezmeyen klemplerle tutulur (damarlar, vaz, lenfatikler), testis dışarıya çekilir, olay testis içindeyse ve solid kitle izlenimi varsa orşiektomi yapılır (vaz ve damarlar ayrı ayrı bağlanır). Bu hastalar eksplore edilmeden önce alfa-FP ve beta-hCG düzeyleri için kan örneği alınmalıdır. Testis tümörü şüphesi varlığında kesinlikle skrotal girişim yapılmamalıdır (açık biyopsi veya iğne biyopsileri). Sekonder testis tümöründe genelde orşiektomi gerekmez, primer odakla ilgili tedavi önem kazanır.


Laboratuvar: Rutin tetkiklerde değişiklikler ancak ileri evrelerde izlenebilir (anemi, KCFT bozukluğu, BFT bozukluğu gibi). Asıl yardımcı laboratuvar tetkikleri tanı için skrotal USG ve hem tanı hem de tedavinin planlanması ve hastanın izleminde yardımcı olacak tümör belirleyicilerdir (alfa-FP, beta-hCG, LDH, PlAP, hPL, GGT gibi).

Tedavi: Testis tümörünün histopatolojik tanısı, histolojik tipin belirlenmesi ve evrenin saptanmasından sonra tedavi planları çizilir. Germ hücreli olmayan grupta yeterli tedavi deneyimi hasta sayısının az olması nedeniyle germ hücreli gruptaki kadar fazla değildir. Bu hasta grubuna germ hücreli tümörlere benzer veya bazı özel tiplerin eşdeğerlerine uygulanan tedaviler uygulanır. Germ hücreli tümörler ise iki grupta ele alınır (seminom, NSGHT). (Doğal olarak tedavinin ilk adımı inguinal radikal orşiektomidir.)

İzleme: Yüksek riskli grubun belirlenmesi önemlidir. Hastalar uygun tedaviden sonra sıkı bir şekilde izlenmelidir. İlk yıl ayda bir olacak bu kontrollerde fizik inceleme (LN\'larının da incelenmesi), diğer testisin muayenesi, akciğer grafisi, tümör belirleyicilerin tayini ve abdominal USG yapılmalı. İkinci yıl 2 ayda bir, sonra altı ayda bir ve daha sonra yılda bir olmak üzere yıllarca izlem sürmeli.
Prognoz: Uygun tedavi ile büyük bir hasta grubunda başarılı sonuçlar alınmakta. Uygun izlem şeması ile ortaya çıkabilecek sorunlar da erken tanınıp üstüne gidilebilmekte. Küçük bir hasta grubu ise tedavi yöntemlerine dirençli çıkabilmektedir.

Tedavideki gelişmelerin sonucu olarak artık hastalar hayatta kalıyor ve hastalıkla veya hastalığın asıl nedeni ile veya tedaviyle ilgili sorunlarla geliyorlar. Bu sorunlardan en sık olanı infertilite, aslında testis tümörlü hastalar genellikle hastalık öncesi bile subfertiller (% 25\'i irreversibl infertil, % 35 hastada ise tedavi ile kalıcı hasar bırakılmazsa fertilite şansları var). Fertilite potansiyelinin yanında uygulanan tedavilerle sperm emisyon ve ejakülasyonunda sorunlar ortaya çıkabiliyor.

 

Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 3°
Saat